Akıl ve zeka oyunlarının çocukların gelişimindeki önemi konusuna giriş yapmadan önce konunun anlaşılabilmesi için zeka ve çoklu zeka kuramına kısaca değinmek istiyorum. Zeka; öğrenme, öğrenileni kullanma ve öğrenilenlerden yeni çözüm yolları üretebilme kapasitesidir. Düşünüp akıl yürütebilme, sorgulayıp sonuç çıkarabilme becerisi de diyebiliriz. Kavramlar ve algılar yardımıyla soyut yada somut nesneler arasındaki ilişkiyi kavrayabilme, soyut düşünme, muhakeme ve bu zihinsel işlevleri uyumlu şekilde bir amaç için kullanabilme kısaca bizim zeka tanımımız olabilir.
Zeka yaşamın ilk on yılında büyük bir gelişme kaydetmektedir. Bu süresin en hızlı olduğu dönem 0-3 yaş arası dönemdir. Başlangıçta davranışı birkaç refleksten oluşan insan 3 yılın sonunda yürüyebilen, konuşabilen neden sonuç ilişkisi kurabilen, hatırlayan bir kişi haline gelir. Sembollerle düşünebilme, duygusal ve bilişsel gelişimi zeka üzerinde konuştuğumuzda ise 10-18 yaş arası gelişmenin en yüksek düzeyine ulaştığı dönemdir.
Hayatı oyunlarla anlamlandırmaya çalışan insan bir anda artık bu oyunu sorgulamaya ve analizler yapmaya başlayan bir kişi olur. Hepimiz bir şekilde bebeklerle, çocuklarla ve gençlerle zaman geçiriyoruz. Araştırmalar 3 yaşındaki bir bebeğin ortalama 900 kelimeyi anladığını ve 500 kelimeyi konuştuğunu göstermektedir. Peki bu örneğin dışına çıkan bebekler var mıdır? Haliyle vardır 1300 kelimeyi anlayıp, 750 kelime konuşan bebeklerde vardır. 3 yaşındaki bu bebeğin ortalamanın üstünde kelime kullanması tesadüflerle açıklanamayacak kadar üzerinde durulması gereken bir konudur. Burada karşımıza 2 önemli faktör çıkmaktadır. Bunlardan birincisi Kalıtım yani soyaçekimdir. Çocuğu dünyaya getiren anne-babanın ve o anne babanın üstündeki kuşakların bilişsel ve diğer potansiyelleri alt kuşaktaki o bebeğe kadar uzanır. Fakat bebeğin bulunduğu çevre o potansiyeli ilerletebilecek bir yapıda değilse kalıtımın zeka üzerindeki etkisi vardır göstermeyebilir. Zekâ doğuştan gelen bir özelliktir. Büyük ölçüde kalıtımın etkisiyle belirlenir. Kalıtım, zekânın kapasitesinin şekillenmesinde önemli bir role sahiptir. Çocuğun zekâ potansiyeli anne babasının zekâ potansiyeline benzerdir. Gebelik süresince annenin iyi beslenmesi, bebek doğduktan sonra bebeğin yeterli ve dengeli beslenmesi zekâ gelişimini olumlu yönde etkilemektedir. Zekânın üzerinde genetiğin rolü büyüktür; fakat sadece genetikle açıklanamaz. Çevrenin de etkisi vardır.
Kişinin zekası üzerinde ikinci önemli faktör ise çevredir. Çocuğun bulunduğu şehir, mahalle ve yaşadığı ev gelişimine etki eder. Her insan bir potansiyel içinde dünyaya gelir. Önemli olan potansiyelin olması değil, onun potansiyelinin geliştirileceği uygun ortam ve şartların olmasıdır. Yoksa potansiyel belli bir yere kadar onun yanında olur. Çocuğun gelişimini destekleyecek bir çevresi varsa örneğin sorgulamasına yardımcı olan, ona güvenen kişiler etrafında olursa kendini ifade edebilen bir birey olarak yetişmesine imkan verilmiş demektir. Fakat potansiyeli ve yetenekleri görülmeyen varsa bile tırpanlayan bir yapı varsa etrafında potansiyelini ortaya çıkarması çok zordur.
Çocuk doğuştan getirdiği zihinsel potansiyelini kullanmak ve yeteneklerini geliştirmek için zengin uyarıcılarla donatılmış bir çevreye ihtiyaç duyar. Zengin uyarıcılı çevrenin zekâ bölümünü bir miktar arttırdığı gözlenmiştir. Zekânın, çevre etkileri ile artı, eksi yaklaşık on, onbeş puan fark edebileceği öne sürülür. Örneğin, orta sosyo-ekonomik düzeydeki zekâ bölümü 100 olan bir kişi, olumsuz çevresel koşullar içinde yetişecek olursa zekâ bölümü 85’e düşerken, aynı zekâ bölümüne sahip bir kişi, zengin uyarıcılı bir çevrede yetişecek olursa zekâ bölümü 115’e kadar yükselebilir. Zekâ gelişiminin hızlı olduğu erken çocukluk döneminde çevresel uyarıcıların önemi büyüktür. Zekânın gelişmesi ilk yıllarda hızlıyken, sonraki yıllarda yavaşlar. Genel olarak zekânın %75’i ilk 4 yaşta gelişmekte, 25 yaşına kadar gelişimini sürdürmekte, sonra duraklamakta, yaşlılık dönemindeki fizyolojik değişimlerle birlikte gerilemektedir. Araştırmalar, çocuklarıyla ilgili ve sorumluluklarının bilincinde olan anne babaların çocuklarının daha zeki olduğunu ortaya koymaktadır. İlk doğan çocukların ailelerinde gördükleri yoğun ilgi nedeniyle diğer kardeşlerinden daha zeki olduğu ileri sürülürken, farklı koşullarda yetişen tek yumurta ikizlerinin zekâlarındaki farklılıkların arttığı, daha sonra aynı aile tarafından evlat edinildiklerinde zekâ düzeylerinin benzeştiği savunulmaktadır.
Zekânın İnsanlar Arasındaki Dağılımı
Toplumdaki bireylerin zekâ düzeyleri çan eğrisine uygun şekilde dağılım gösterir. İnsanların sahip olduğu zekâ düzeyleri ortalama 100 olmak üzere, 90 ile 110 arasında değişme gösterir.
Bireylerin %50’sini normal zekâya sahip olduğu söylenebilir. Çan eğrisinin bir ucunda zihinsel engelli çocukların, diğer ucunda da üstün zekâlı çocukların yer aldığı görülür.
Zihinsel Yetersizliği Olan Çocuklar
Zihinsel yetersizlik, gelişim süreci içinde genel zekâ fonksiyonlarının normalin altında olması, öğrenme ve sosyal uyum sağlayıcı davranışlarda bozukluğun görülmesi olarak tanımlanır. Zekâ bölümü puanları 70 ve altındadır. Bu çocukların eğitimlerindeki temel amaç, bağımsız yaşama becerilerini, kapasiteleri ölçüsünde geliştirmektir. Zihinsel yetersizliği olan çocukların, zekâ yetenekleri kronolojik yaşlarının altındadır. Bu çocuklarda şu özellikler görülür:
Geç ve güç öğrenme,
Dikkatleri dağınıklığı,
Kısa süreli belleklerinde problem olması,
Dil ve konuşma bozuklukları,
Kişilik ve sosyal özelliklerinde problemler görülür.
Çoklu Zeka Kuramı
Eğitime yeni bir yaklaşım getiren çoklu zeka kuramı , Harward Üniversitesi öğretim üyelerinden Howard Gardner tarafından 1983 yılında geliştirilmiştir.Günümüzde eğitim ve psikoloji alanındaki gelişmelerle birlikte bireylerin neler yapabildiğinden çok, neler yapabileceği düşünülmelidir. Çoklu zeka kuramı da bu amaçla yeni pedagojik yöntemlerin düşünülmesi için ortaya atılmıştır. Gardner, zekayı “içinde yaşanılan toplumda faydalı bir şeyler yapabilme kapasitesi; her insanda kendine özgü bulunan yetenek ve beceriler bütünü” olarak tanımlamaktadır.

Çoklu Zekâ Kuramı da insanların, kesinlikle bir zekâ bölümü ile etiketlenmemesi gerektiğinden yola çıkar. Kuramın geliştiricisi olan Harvard Üniversitesi Profesörü Nöro-Psikolog Howard Gardner, araştırmalarında IQ testlerinin yetersiz olduğunu söyleyerek zekâ kavramına farklı bir tanım getirmiştir.
Zekânın birden çok alanda ölçülebileceğini, çok yönlü olduğunu, doğuştan kalıtımla getirildiğini ve geliştirilebilmekte olduğunu kanıtlayarak yaşam boyunca da geliştirilebilen bir öğrenmeyi içerdiğini söylemiştir. Ona göre her insanda 8 farklı zekâ bölümü bulunmaktadır.
Bu zeka bölümleri:
- Mantıksal – Matematiksel
- Sözel – Dilsel
- Görsel – Mekansal,
- İçsel – Kişiye Dönük
- Sosyal – Kişiler Arası
- Müziksel – Ritmik
- Bedensel – Kinestetik
- Doğa
Kuramın en önemli ilkelerinden biri de zekâların çoklu olması ve sürekli bir gelişim göstermesidir.
Kuram; her insana kolay öğrendiği bir öğrenme yolunun bulunduğunda öğrenmede zorlandığı pek çok şey öğretilebilinir olduğunu söyler. Eğitimde önemli olan noktanın her çocuğun öğreneceği stilli keşfetmek ve o sistemle öğretmektir.
Tek bir zekâ alanı varlığı çok seyrek görülür. Çok yönlü zekâ hakkında bilgilerimiz arttıkça tüm zekâ listeleri değişmeye adaydır. ‘Çoklu Zekâ Kuram’ı eğitime uygulanırken dikkat edilmesi gereken prensipler:
- Zekâ öğretilebilir.
- Her insanın güçlü zekâları vardır.
- Her insanın zayıf zekâları vardır.
- Zayıflıklar güçlendirilebilir.
- Kişinin zekâsı parmak izi gibi benzersizdir.
“Her öğrenci zeka yapısı ve öğrenme yöntemi açısından diğerinden farklıdır. Kimi sadece dinlemekle; kimi öğrenme sürecinin içinde yer almakla; kimi de araştırıp, düşünüp çözümlemek gibi farklı yöntemlerle anlar.”
Öğretmen öğrenci iletişiminin sağlıklı olabilmesi için öğrencilerin zeka türlerinin belirlenmesidir. Bu belirlemenin amacı öğretmenin öğrenciye yaklaşımını, ders araç ve gereçlerinin seçimini ve derslerde kullanılan yöntemlerin saptanmasını sağlamaktır. İlgili dersin anlaşılmasını kolaylaştırıcı etkinlikler geliştirmek için ders öğretmeninin öğrencilerinin genel zeka türleri konusunda ön bilgiye sahip olması hem öğrenciler hem de öğretmen açısından önemlidir. Bazı uzmanlara göre Çoklu Zeka Kuramı’nın 7-11 yaş arasında daha rahat kullanılabileceği ve öğrenciler için de yararlı olabileceği düşüncesinden yola çıkarak bu kurama dayalı etkinliklere oldukça çok yer verilmelidir.

Yıllardır süregelen tekdüze eğitimden kurtulup öğrenciyi araştırmaya, düşünmeye ve sorunları çözebilmeye sevk eden neden-sonuç ilişkisini kurabilen bir eğitimin daha verimli olacağı da unutulmamalıdır. Zaten tek tip bir yöntemle yapılan bir eğitimin uzun dönemli hafızada yer alamadığı bilinen bir gerçektir. Öğrencilerin neyi ne kadar akılda tutabildiklerini şöyle açıklamaktadır.
“Öğrenciler okuduklarının % 10’unu, işittiklerinin % 20’sini, gördüklerinin %30’unu, görüp işittiklerinin % 50’sini, söylediklerinin % 70’ini, söyleyip yaptıklarının % 90’ını akıllarında tutabilmektedirler.”
Görüldüğü gibi Dilsel Zeka veya Görsel Zeka tek başına öğrenmeyi kolaylaştırıcı bir özelliğe sahip değildir. İki ve üzeri zeka türlerinin birleşimiyle meydana gelecek bir öğrenme ortamı öğrenci için daha kalıcı olacaktır
Yukarıda anlatmaya çalıştığım insanın bir potansiyel ile dünyaya geldiği. Fakat sadece bu potansiyelin bir anlam ifade edemediğidir. Bu potansiyeli geliştiren veya körelten çevredir. Yani insanın bulunduğu ev, sokak, mahallede, şehir ve ülkedir. Bazı insanlarda çevre faktörü onu ileriye taşırken, bazılarında geriye götürür. Sizler çocuklarınızın bilişsel ve duyuşsal anlamda sağlıklı bir birey yetiştirmek istiyorsanız bu potansiyelini alanlara kanalize ederek sağlayabilirsiniz.
Psikolojik Danışman Veysel BİLDİK