SİVİL TOPLUM-DEMOKRASİ MASALI

Sivil Toplumun güçlü olduğu ülkelerde siyaset kurumsallaşmış bir mekanizmalardır.  Peki sivil toplumun gücünün göstergesi nedir? yani o gücün izdüşümü nedir yaşamda, yansıması nedir. Karar yapıcı mekanizmaları etkileyerek yeni kararlar almasını yada eski kararlarındaki kusurlarını düzenlemesidir.  Bunu gerçekleştirebilen sivil toplumun güçlü olduğu ülke anlamını taşır.

Sivil toplumun güçlü olmadığı ülkelerde ise her şey bir masalının paragrafından ibarettir. Sivil toplumun yani dernek, vakıf, sendikaların aslında 2 temel amacı vardır aslında. 1. kamunun ulaşamadığı yerlere gidip o boşluğu doldurmaktır. Bu bir hemşeri derneğinin bir üyesinin taziyesine çadır ulaştırmak gibi küçük bir iş bile olabilir. Çünkü o cenazenin taziye işlerini kamudan(belediye) önce haber alıp harekete geçme gibi bir durum söz konusudur. Zamanla ne olur peki. Belediye bakar insanlar taziyelere önem veriyor. Taziyelerde çadır onların için rahat bir alan oluşturuyor, bunu da hemşeri dernekleri yapıyor. Buna ben el atayım en iyisi bana seçimlerde oy getirisi olur hareket artık talepte bulunan vatandaşlara taziye çadırı gönderir. İşin özetine bakarsak küçük bir hemşeri derneği taziye çadırını üyesinin taziyesine göndererek kamunun boşluğunu doldurmuştur. Daha sonra belediyenin bu işe el atmasıyla aslında dernek kamuyu çalışmaya itmiştir.

Birkaç hayvanseverin sokak hayvanlarını korumak için açtığı bir derneğin barınak kurarak kamunun boşluğunu doldurması ve zamanla belediyelerinde hayvan barınağı kurması da sivil toplumun kamuyu çalıştırmasına bir örnek olabilir.

Bir ülkede gece gündüz siyaset konuşuluyorsa aslında orada siyaset mekanizması işlemiyordur. Çünkü işleyen bir mekanizma gündem olmaz. Almanya’da yapılan bir araştırmada 18-25 yaşındaki gençlere başbakanın ismi soruluyor ve %35 bilmediğini söylüyor. Böyle bir oradan cevabın çıkması Almanya’daki gençlerin apolitik olmasından ziyade gençlerin siyaset konuşacak bir durumda olmamasından kaynaklıdır. Çünkü Almanya gibi bizi kıskanan ülkelerde başbakanların, bakanların, milletvekillerinin, belediye başkanlarının bir kahramanlık sıfatı yoktur. Onlar seçildikleri görevleri bunun bir kamu hizmeti olduğu şuurunda olup yasa ve yönetmeliklerin dışına çıkamayacaklarını bilerek çalışmalarını düşünürler. Bir seçimden sonra örneğin bir bakanın müsteşarları çok fazla değişmez. Müsteşarlarda memur mantığı hakimdir kamu hizmeti yaptıklarının farkındadırlar çünkü. Seçimden sonra hükümet hemen kurulmaz koalisyon görüşmeleri başlanır ve bu 4-5 ayı bulabilir. Fakat bu 4-5 aylık boşlukta hükümetin kurulamaması ülkenin haznesine eksi yazmaz, devalasyon olmaz, gıda, konut ve araba fiyatları uçmaz. Çünkü devletin temelleri o kadar sağlamdır ve kurallarla yönetilir ki koalisyon görüşmeleri sonunda 4 ay sonra o bakanlığa gelecek kişi geldiğinde zaten işler bakanlıkta tıkır tıkır işliyordur. Çünkü müsteşarlar kamu hizmetini en iyi şekilde yapmışlardır.

Gelişmiş toplumlarda sivil toplum siyaset üstünde yer alır yani karar vericilere karşı muhalif bir duruş sergiler. Çünkü burada o sivil toplum örgütünün menfaati söz konusudur. O sivil toplum örgütü eğer karar yapıcıyla(hükümetle) içli dışlı ahbap çavuş ilişkisi olursa karar mekanizmalarını etkileyemez. Bir memur sendikası karar yapıcının arka bahçesi olursa üyeleri için gözle görülen makul bir kazanım elde edemez, sadece kitlelerin yani üyelerinin gazını almak için bak biz hakkınızı söke söke aldık demek için küçük bir takım kazanımlar elde eder üyelerinin kendinden uzaklaşması için.

Almanya örneğinde anlattığım gibi kişilerin bir önemi yok aslında önemli olan ilkeler. İlkelere inanıp ona dönük beklentide olmak gelişmiş toplum özelliklerindendir. Ama hep bir kahraman beklemek, o gelirse ülke kurtulur, şöyle iyi olur böyle iyi olur demek aslında geri kalmışlığın bir göstergesi. Bizi kişiler değiş ilkeler kurtarır maalesef toplumun içindeki grupları kişiler organize ediyor ilkeler değil. Saçını, konuşmasını sevdiğin için bir partiye yöneliyorsa başta kaybediyorsun.

İnsanların bir partiye gidip oy vermesinin yani siyasi bir tercihte bulunmasının arka planında o partinin(bizde kişiler partinin önündedir hep) yaşam kalitesinin arttıracağı düşüncesi vardır. O verilen oy tercihinin arka planında bu vardır. Ona oy vereyim yaşam kalitem artsın, ona bu yüzden güveniyorum ve oyumu veriyorum vardır. Peki oy verdiğin yapı seçimi kazandığında o partiyi yönetenlerin yaşam kalitesi artıyor da, senin yaşam kaliten hep geriye gidiyorsa ve hala siyasi tercihlerini değiştirmiyorsan bunun adı nedir? 140 yıldır batılılaşma perspektifinden bakan bu ülkenin insanları Avrupalılardan daha iyi giyinip, Afganistan olma yolunda ilerlemesinden başka bir şey değil. Bir yazarın dediği gibi apartman yönetimine dahil olmayan bir kişi ülke yönetimine dahil olur mu? Bir tarafta aşırı zenginlik ve kolay şekilde para kazanma durumu varsa bir ülkede diğer tarafından aşırı yoksulluk vardır. Maddi durumu iyi olan insanlar belki her gün daha da zenginleşerek bunun keyif verici olduğu hissinde olabilir fakat güven ortamının olmadığı yerde her an her şey olabilir.  Kanunların işlediği yerde güven ortamı vardır. Fakat kanunların işlenmediği yerde sadece demokrasi masalı vardır ve bizde maalesef bu masalın içindeyiz.

İnternet sitesi http://veyselbildik.com
Yazı oluşturuldu 2

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Benzer yazılar

Aramak istediğinizi üstte yazmaya başlayın ve aramak için enter tuşuna basın. İptal için ESC tuşuna basın.

Üste dön